Ana Sayfa Not Defterim Buralardan bir ses…

Buralardan bir ses…

21/06/2021 12 yorumlar

Bakalım bu yazıyı kimler bulacak…

Tanıtımını yapmayacağım çünkü sanırım bu mecra benim iç dökme mecram olacak. Çünkü iç dökmeye feci ihtiyacım var. Instagram’ın beklentilerinden bağımsız olarak, belki sadece eski okurların okuyacağı, beni tutacağı bir alana ihtiyacım var. Alan tutanların da tutulmaya ihtiyacı oluyor çünkü, hem de çok. Tarif yazar mıyım bilmiyorum. Belki yazarım, belki okuduklarım, izlediklerim, yaşadıklarım olur burada. Eskisi gibi, sadece gündelik hayatın küçük öykülerini de yazabilirim. Kimbilir? Başlayalım bakalım…

Blogun yıllık alan adı ödemesini yaptıktan sonra -ki bütçem için fazla bir rakamdı- sadece arşivi korumak için ödeme yapıyor olmak ve hiçbir şey yazmamak saçma geldi. Kabul, en çok da okurlardan gelen “niye yazmıyorsun? özledik, seni seviyoruz” cümleleri içimi sızlattı. Seviliyor olmak, bekleniyor olmak, unutulmamış olmak nasıl güzel…

Çok ihtiyacım var buna. En çok buna.

İnsan değişiyor. İlgi alanları da değişiyor, yürüdüğü yol da. Aynı kalacağımız beklentisi yorucu, kendimizi aynı kalmaya zorlamak anlamsız. Galiba hayat parçalarımız birbirine eklemleniyor, biz yaşadıkça. Hâlâ kek, kurabiye, bazen ekmek yapıyorum, yalnız sürdürdüğüm hayatımda artık pek paylaşamasam da. Hâlâ koşmayı seviyorum, pandemiyle birlikte artık koşamasam da. Hâlâ sinemayı seviyorum, artık festivaller uzak olsa da, bütçemi aşan Lale Kart’ı iptal ettirmek zorunda kalsam da. Spiritüel alana yönelsem, astroloji eğitimi alıp artık “astrolog” şapkasını da giysem, danışmanlık vermeye başlasam, bir yandan editörlüğe çok zorlu koşullarda ve canım yanarak devam etsem de. Ben bir şekilde hayata tutunan Sibel’im hâlâ.

Ve yaşadıklarımız şekillendiriyor yeni ben’lerimizi, öğrendiklerimizin dışında.

İnsanların “şanssız” olarak nitelendirebileceği bir hayatım oldu yıllar içerisinde. Sizin tanıdığınız, annesinin mutfağında mutlu, küçük yeğeniyle huzurlu, Ege’nin sıcaklığından İstanbul’un mücadelesine bile isteye gelmiş, sonra sevdiği adamla evlenmiş o kız büyüdü. Hayat o iyimser kalmaya gayret eden, küçücük mutluluklarla ilham vermeyi seven o genç kızı aldı savurdu. Feci büyüttü hem de öyle böyle değil… Herkesin yaşadığı zorluklar ya da “şanssızlıklar” kendisine göre büyüktür. Acılar kıyas kabul etmez. Şükretmek her koşulda elzemdir elbette ama şükretmek geçmişin yaralarını iyileştirmez. Bazen umut etmeye bile yetmez. Ama hayat akar, zaman geçer. Biz zamanın içinden geçeriz. Büyürüz.

40’larla birlikte başka bir benlik, geçmiş hayatımın üzerine eklemleniyor. Uyanmış bir benlik. Uyanmış ama uyandıktan sonra daha da acı çekmeye başlamış bir benlik. Biliyorum ki tekâmüldeyim. Hepimiz gibi. Sadece belki eskiye göre farkındayım bunun. Gözyaşlarım klavyeye akıyor. Bazen canım dayanamayacağım kadar yanıyor. Dayanıyor insan. Her şeye. Bu da geçer ya hû…

Oradaysanız ses verin.
Elimi tutun olur mu?

Kalbimle…

Bunları da Beğenebilirsiniz

12 yorumlar

Banu 25/07/2021 - 9:42 am

Merhaba Sibel,
2007 başında New York’tan Türkiye’ye dönüp boşluğa düştüğüm bir dönemde denk gelmiştim sana. Evimizin kızı, bizden biri gibi yazılmış yazıların , Facebook’tan eski sınıf arkadaşlarımın ne kadar yol alıp, ne kadar ‘iyi yerlere geldiğini’ görüp kendimi daha da büyük bir ‘loser’ gibi hissettiğim dönemde bana cok iyi gelmişti. Kendimi senin yazılarında, annenle gittiğin pazar gezilerinde, daha Istanbul, Ilhan İrem konseri, ve ondan sonra yaşadığın bir dolu şey henüz gerçekleşmemişken yazdıklarında daha korunaklı hissettim. Bir şeyleri başarmak, birilerine bir şeyleri ispat etmek zorunda olmadığım bir yerdi senin blog’un. Sonraki dönemlerde ara verdin. Ben tekrar tekrar geldim sitene. Ama yoktun. Arada dönebilirim mesajların da hayalkırıklıkları ile sonuçlandı. Tabi ki kimseyi mutlu etmek için yazacak değildin. Ama okurlarda kırgınlık diye bir şey var mı bilmiyorum ama varsa sanırım bende de oldu. Bugün de mücver tarifinde bir sosun vardı . Ona bakmak için gelip bir de ana sayfaya bakmak şansımı denemek istedim. Yazmışsın. Yine yazmaya döneceğin sinyallerini , umudunu vererek. Çok isterim yine buralarda dolaşmayı. Şimdilik nefesimi tutup bekleyeceğim.

Yanıtla
Sibel Süslü 25/07/2021 - 1:09 pm

Sevgili Banu, kırgınlığında çok haklısın. Birçok kez evet duyurdum yazacağım diye. Hayat o kadar gelgitliydi ki.. Ne zaman evet şimdi desem, sadece blogla ilgili değil birçok konuda, hep bir durdum sonrasında. Durakladım, bazen geri gittim, sonra yine geldim. Döngülerden döngü beğendim 🙂 Birçok duygu, birçok haller… Neyse, yazdıkça göreceksin sanırım. Yazıyorum 🙂 Sevgimle…

Yanıtla
Özlem 04/07/2021 - 8:16 pm

Sevgili Sibel,

Blogunu belki 15 senedir takip ediyorum. Bütün yazdıklarını nerdeyse ezbere biliyorum çünkü defalarca okudum. Ne zaman moralim bozuk olsa, mutsuz olsam hep senin blogunu açıp rastgele okurum, satırların hep iyi gelir bana..Son yıllarda yaşadıkların seni çok üzmüş ama geleceğe dair umut hep var…Lütfen yazmaya devam et, hem sana hem bize iyi gelecektir…Çok sevgiler…

Yanıtla
Sibel Süslü 05/07/2021 - 9:37 am

Özlem çok teşekkür ederim. Yazmak bana daima iyi geliyor. Özellikle beni eskiden beri bilenlerle paylaşmak çok kıymetli. Sevgilerimi gönderiyorum…

Yanıtla
Filiz 26/06/2021 - 12:25 pm

Ne kadar severdim yazılarınızı. Tekrar tekrar okumuştum blogu. Çok sevindim ❤️

Yanıtla
Sibel Süslü 05/07/2021 - 9:40 am

Çok teşekkür ederim Filiz. Sevgilerimi gönderiyorum…

Yanıtla
ESMA 24/06/2021 - 9:54 am

Tuttum elinizi ve o el beni buraya getirdi. Sibel’in Kahvesi’ne. Herkesin “hasta mısın?” diye sorduğu, vücudumun ama daha çok ruhumun ağrıdığı bir mesai günündeyim. Yorgunum biraz ama umutluyum da. Ruhun tekamül süreci bitmiyor, evet şükretmek de geçmişin yaralarını iyileştirmiyor ama kabuk tutmasına yardım da mı etmiyor. Bilmiyorum kafam karışık.
Annesiyle Aydın’da tek yaşadığına öyle çok inandığımdan, bir babası olduğuna uzun süre ikna olamadığım, yöresel peynirleri, ev yapımı reçelleri, sıcacık anne kahvaltılarıyla memleket sabahlarına konuk olduğum, kek pasta kokularının ve zeytinyağlılarının lezzetinin mutfağıma kadar geldiği, gezi yazılarını okurken ruhumu şenlendiren bu blog öyle değerli ki…
Ben teslim olmayı seçtim artık. Yaşadıklarıma, yaşayacaklarıma kendimi bıraktım. Yaşananlar farklı olsa da hissettiklerimiz aynı değil mi zaten? Ben upuzun yazabilirim. Ama burada bırakıyorum. Selam ve sevgilerim gönderiyorum.

Yanıtla
Sibel Süslü 05/07/2021 - 9:43 am

Sevgili Esma, baba yaralarımı bile hissetmişsin aslında. Bir şekilde ruhlar buluşuyor, bazen bir blog satırlarından bile olsa. Bak son yazımı yazdım, yine girip yorumlara bakmadım… Bugün aklıma geliverdi. O eski yazma alışkanlığına dönmeye niyet ediyorum hep. Yazacağım da. Yine buluşuruz elbet. Evde kek kokuları var yine ama yalnız kendim için. Ne yazık ki öyle… Teslim olmayı ben de seçtim. Başkası gelmiyor artık elimden. Sevgilerimle…

Yanıtla
Tuğba 28/07/2021 - 5:25 pm

Sevgili Sibel
Benim için de yerin öyle ayrıdır ki. Sadece tariflerinin güzelliği ile değil filmlerinle, kitaplarinla inceliklerinle büyüttün beni de. 2006dan beri okurum bu blogu. Yeni yazını gördüm şimdi. Sen yaz biz buluruz seni

Yanıtla
Sibel Süslü 22/08/2021 - 12:23 pm

Tuğba çok teşekkür ederim. Ne güzel bunca yıl okunuyor olmak. Sevgilerimle…

Yanıtla
Sibel Tuzdengi Alkan 22/06/2021 - 2:23 pm

Uzun zamandır beklediğim hareketi yaptın sonunda Sibel. Yakınlarımın bu blogu sen yazıyormuşsun gibi dediği bir yer benim için. Yazdıklarıyla , hissettirdikleriyle, yemek yapma ve yeme şekliyle tam bir hemşeri uyumu benim için bu sayfa . Aynı gün doğmak da en büyük tesadüf benim için. Yolun açık olsun , bol bol yaz, bol bol dök içini bize. Birlikte gelişelim birlikte çıkalım düzlüğe. Sevgiler

Yanıtla
Sibel Süslü 22/06/2021 - 3:35 pm

Canım Sibel, ne güzel eşzamanlılıklar bunlar. Dün öyle bir dökülmek geldi ki içimden… Sanırım sık sık yazacağım. Bir yerlerde buluşulur bir gün elbette. İnsan insanı bulur. Benzerini mutlaka bulur 🙂 Sevgiler…

Yanıtla

Bir Yorum Bırakın